Yaşanan Acıları ve Aklanan Sorumluları Asla Unutmadık, Unutmayacağız!
Yaşanan Acıları ve Aklanan Sorumluları Asla Unutmadık, Unutmayacağız! ..
Yaşanan Acıları ve Aklanan Sorumluları Asla Unutmadık, Unutmayacağız!
Büyük Marmara depreminin 23. yılında insanlığın uygarlık birikimi ve onurunun,
yaşanmakta olan karanlık sürecin ve olumsuzlukların üstesinden geleceği inancı ile kaybettiklerimizi saygı ile anıyoruz.
1999 yılında 16 Ağustos’u 17 Ağustos’a bağlayan gece saat 03:02’de meydana gelen 7.4 büyüklüğündeki deprem Türkiye tarihinin en büyük dördüncü depremi olarak kayıtlara geçti. 2010 yılında yayımlanan Meclis Araştırması Raporu‘na göre 18.373 kişi hayatını kaybetmiş, 48 bin 901 kişi ise yaralanmıştır. Resmî olmayan bilgilere göre ise 65.000’den fazla ölü, ağır-hafif 100.000’den fazla yaralı olmuş, 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişi evsiz
kalmıştır. Yaklaşık 16.000.000 insan, depremden değişik düzeylerde etkilenmiştir.
Depremden sonra yapım hatalarından çöken binaların müteahhitlerine yaklaşık 2100
dava açılmış, bu davalardan 1800’ü hukukî boşluklardan dolayı cezasız sonuçlanmıştır. Geriye kalan 300 davanın 110 kadarında ceza verilmiş, birçoğu ertelenmiştir. Bunun dışında kalan davalar ise 16 Şubat 2007 tarihinde 7 buçuk yıl geçtikten sonra zaman aşımına uğramış ve düşmüştür. Marmara depreminin ekonomik maliyetinin 20 milyon dolar olduğu hesap edilmektedir.
1999 yılında yaşanan Marmara depreminin ardından birçok yetersizlikleri olmakla
birlikte bilim insanlarının da katkıları ile doğal afetlerin zararlarının azaltılmasına ilişkin olarak yapılması gerekenler raporlaştırılarak bazı düzenlemeler çıkarılmıştı, ancak üzerinden 23. Yıl
geçmesine karşın ne yazık ki o dönem çıkarılan düzenlemeler kâğıt üstünde dahi kalamadı.
Günümüze geldiğimizde İstanbul’da AVM ve gökdelenlere kurban giden onlarca
deprem toplanma alanı mevcut. Karayollarına ait olan arsa üzerinde inşa edilen Zorlu AVM, Bakırköy Osmaniye’deki Forum AVM başta olmak üzere, Anthill (Şişli), Starcity Outlet Center
(Bahçelievler), eski Zaman Gazetesi (Bahçelievler), Meydan AVM (Bahçelievler), Sahilpark Veliefendi (Zeytinburnu), Onaltı Dokuz (Zeytinburnu), Ora AVM (Bayrampaşa), Forum İstanbul (Zeytinburnu), Ataköy Konakları Capacity AVM (Bakırköy), Selenium Plaza
(Beşiktaş) deprem toplanma alanları listesinde bulunan ve imara açılan yerlerin başında geliyor.
Kamunun ihtiyaçları için konut üretmesi ve barınma sorununa çözüm getirmesi
beklenen TOKİ kent merkezlerinde yoksullara ait arsalar üzerinde milyon dolarlık projeler geliştiriyor. 6306 sayılı Kanunun asıl kazananları güvensiz konutlarda yaşamlarını sürdürenler değil inşaat firmaları oldu. “İmar barışı” yolu ile denetimsiz yapılarda kat mülkiyeti tesis edilirken vatandaşlarımızın tapulu taşınmazları mezarları oldu.
Bunca acı tecrübe, acı deneyim imar rantının ve doğa talanın saldırıları ile başa çıkmakta zorlanıyor. İzlenen bu politikalar sonucunda tüm kentlerimizin bir rant aktarım alanı haline dönüşmüştür. “Kamu Yararı” ilkesinin yerle bir edildiği bir gerçekliği yaşamaktayız.
Ülkemizde yönetim sorumluluğu üstlenmiş kişilerin ve kurumların vurdumduymaz tavırlarına ise hep birlikte bir kez daha isyan ediyoruz.
Ülkemizin gerçek ihtiyacı kentlerin afetlere karşı duyarlı, sakınım içerikli planlanması, denetimsiz ve mühendislik hizmeti almamış yapılaşmanın engellenmesidir.
Kentsel Dönüşüm Projeleri; Kentlerin, ekonomik ve fiziksel çöküntüye uğramış bölgelerinde iyileşme sağlayan, depreme ve afetlere dayanıklı konutlar üreten, yaşam kalitesini artıran ve kent ekonomisinin güçlendirilmesini amaçlayan, yurttaşı mağdur etmeyen tam tersine planlama ve uygulama sürecine katan, kamu arazilerinin talanını önleyen, tasarım ve uygulama kriterlerine sahip, yerel kalkınmayı da sağlayacak nitelikte olmalıdır.
Ancak bu şekilde dar gelirli yurttaşların barınma sorunlarına çözüm bulabiliriz. Sosyal yaşam alanlarını arttırarak yeşil alan, altyapı, eğitim ve sosyal donatı yaratmak yoluyla yaşanabilir çevre ile sürdürülebilir planlama hedeflerinin yaşama geçirilmesi ancak yasal güvenceye kavuşturularak sağlanabilir.
Kentsel dönüşüm bir bütün olarak ele alındığında toplumsal /sosyal ilişkilerin dağılmasını önleyici, sosyal ayrımlaşma ve dışlanmayı önlemede bireysel bağlantıların koparılmadığı, yerel kimlikleri olan kentlinin yaşayış biçimleri, kültürleri, gelenek görenekleri, bilinçlilik düzeyi, yöreden hoşnutluğu, mülk sahipliği analiz edilerek kentsel dönüşüm sürecine girilmelidir.
Yaşamın gerçek sigortası olan ormanlar, meralar, sulak alanlar, kıyılar, zeytinlikler,göller, tarım alanları gibi doğal varlıkların talanına olanak sağlayacak, yeni afetlerin oluşmasına neden olacak politikalara acilen son verilmelidir.
Bilime ve mühendisliğe, akla ve uygarlığa aykırı olarak siyasal iktidarlarca uygulanan rant politikaları nedeniyle, ülkemiz sadece bir “deprem ülkesi” değil her türden afetin ülkesi haline gelmiştir.
Gerçekte hepsi birer doğa olayı olan deprem, heyelan, çığ ve orman yangını , su baskını vb. olaylar bilinçsizce verilmiş yer seçimi kararları, ranta dayalı imara açma, kıyıların doldurularak yapılaşmaya açılması, mühendislik verilerinden yoksun imar planları, düşük standartlarda ve mühendislik hizmeti görmemiş yapı üretimi, kısaca ranta dayalı, hızlı, düşük nitelikli, tasarımsız ve plansız kentleşme ve “sosyo-ekonomik politikalar” sonucu afete, yani insani, ekolojik ve ekonomik yıkıma dönüşmektedir.
Sosyal devletten ve toplum yararı ilkesinden siyasal iktidarca vazgeçilmesinin sonuçlarının her alanda olduğu gibi her afet biçiminde karşımıza çıktığını ve gelecekte de çıkacağını hep söylüyoruz.
Artık hepimiz biliyoruz, ülkemiz dünyanın en etkin ve yıkıcı deprem kuşaklarından birinin üzerinde bulunmaktadır. Geçmişte birçok yıkıcı deprem olduğu gibi, gelecekte de sık sık oluşacak depremlerle büyük can ve mal kaybına uğrayacağımız bir gerçektir. Toplumu afetten kurtaracak olan şey afet olduktan sonra yaraları sarmak enkaz kaldırmak değildir.
Buradan tekrar ısrarla söylüyoruz. Afetlerin önüne ancak bilime akla mühendislik ilkelerine dayalı ekolojik bir yaşamı kurmakla geçilebilir.
17 Ağustos`u unutmadık, unutturmayacağız…
Anahtar Kelimeler: